enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
13,5577
EURO
15,5020
ALTIN
792,83
BIST
2.072,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
6°C
İstanbul
6°C
Az Bulutlu
Salı Az Bulutlu
4°C
Çarşamba Az Bulutlu
9°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C
Cuma Çok Bulutlu
3°C

“Hayallerimize kavuşmak için adayım.”

6 Temmuz 2020’de partisiz ve birleştirici cumhurbaşkanı adayı olarak çalışmalarına başlayan Dr.

“Hayallerimize kavuşmak için adayım.”

6 Temmuz 2020’de partisiz ve birleştirici cumhurbaşkanı adayı olarak çalışmalarına başlayan Dr. Serdar Savaş, bu 18 aylık sürede hiç oy istemediğini, Türkiye’nin sorunları ve çözüm yollarını dile getirdiğini, bütün enerjisini meclisteki muhalefet partilerini birleştirmeye harcadığını, cumhurbaşkanlığı için “ Beni ortak aday yapın.” demediğini nitelikli bir adayla seçimleri birinci turda 70 çoğunlukla kazanmanın yollarını gösterdiğini söyledi. Sözlerine, muhalefetten herhangi bir tepki alamadığını belirterek devam eden Dr. Savaş yaptığı açıklamada “Ben elimden geleni yaptım. 18 ay muhalefeti birleştirmek için çabaladım ama bir tepki alamadım. Seçimlere çok az zaman kaldı. Artık yeter! Ben kendi başıma adayım.” dedi. 

 

Halka yönelik bir konuşma yapan Dr. Serdar Savaş şunları söyledi:

 

“Bir Türkiye düşünelim: Herkes geleceğinden emin; sıcak, depreme dayanıklı, ferah yuvalarında yaşıyor. Gelirlerinin giderlerinden fazla olduğunu biliyor ve bir köşeye tasarruflarını ayırıyor. 

 

Biçerdöverler altın sarısı başakları toplarken, mısır, fındık, nohut, mercimek, çay, pamuk, meyve ve diğer tarım üreticileri alınterlerinin karşılığını almış. Türkiye, yine kendisini besleyen bir ülke… 

 

Fabrikalar tıkır tıkır çalışıyor. Hepsi çevreye zarar vermemek için filtrelerini takmış, arıtma tesislerini kurmuş. Rüzgar tribünleri fırıl fırıl dönüyor. Tuz Gölü’nde dünyanın en büyük güneş enerjisi santrali kurulmuş. Otomobiller elektrikle gidiyor. 

 

Ülkenin dört bir yanına uzanan yeni demir yollarında trenler vızır vızır çalışıyor. Yaşlılar, gençler seyahat ediyorlar. Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Limanları arasında, çoğu emeklilerden oluşan yolcularıyla, gemiler birer kuğu gibi süzülüyor. Gençler dağlarda, bayırlarda, ovalardaki bisiklet yollarında pedal basıyor, gençlik yurtlarında kalarak ülkelerini karış karış geziyorlar. 

 

Türkiye’den biyoteknoloji, yapay zeka, nanoteknoloji, tohum geliştirme, tarım zararlılarıyla mücadele, robotiks, metalurji, temiz enerji alanlarında uluslararası markalar çıkıyor. Bilimsel düşünce yaşamın her alanına hakim. 

 

Camilerimiz, cemevlerimiz pırıl pırıl. Yüzü nurlu insanlarımız Allah’a sevgiyle bağlanmışlar. Korktukları için değil, onun bir parçası oldukları için Rabb’leriyle vahdet halindeler. 

 

Konser salonları, resim atölyeleri, drama çalıştayları, bilim-oyun parkları, yüzme havuzları, spor salonları, her mahallede, herkesin erişimine açık. İnsanlar tebessüm ediyor. Sokakta göz göze geldiklerinde birbirlerini tanımasalar dahi selam veriyorlar. 

 

Bu söylediklerim hayal gibi geliyor değil mi? 

 

Peki hayallerimiz olmasın mı? Bize umut verecek, gençlerimizi ülkemizde tutacak bir gelecek rüyamız olmasın mı? Her sabah uyandığımızda yüreğimizle birlikte çarpacak bir heyecanımız olmasın mı?

 

Bütün hayatımız iktidarların yolsuzlukları, muhalefetin yetersizliği, düzeysiz tartışmalar, küfürleşmeler, içeriksiz kavgalar, pazarda çürük sebze toplayan insanlarımız, emekli maaşlarıyla fukaralığın dibine inmiş yaşlılarımız, kadın cinayetleri, hayvanlara yönelik vahşet, diri diri madenlere gömülen işçilerimiz, alınmayan önlemler nedeniyle depremlerde, sellerde, yangınlarda kaybolan canlarımızla mı geçsin?

 

Şunu bilin ki benim vizyonum hayalse, şu anda içinde yaşadığımız bir kâbus. Önce bu kabustan uyanacağız sonra da bu hayalleri kuracağız. 

 

Ben bu vizyona ulaşmak için Sarı Otobüs’le yola çıktım. 

 

Şu anda kimilerinizin “Keşke hocam, ama bunlar imkansız.” diye düşündüğünüzü duyabiliyorum. Mustafa Kemal’in Bandırma Gemisi’ndeyken kafasında kurduğu hayaller de imkansız görünüyordu. Ama o, halkı ve Hakk’ıyla bütünleşti. Kararlılık ve cesaretle mücadele etti. O mavi gözlü kurt, 30 Ekim 1918’de imzalanan, tarihin en ağır yenilgi belgesi Mondros Mütarekesi’nden tamı tamına 5 yıl sonra, 29 Ekim 1923’te, bir yıldız gibi parlayan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak tarihin en muzaffer cevabını verdi.İşte size 5 yıla sığdırılmış bir imkansızlık destanı. 

 

Yapabiliriz dostlar! 

 

Ancak Atatürk gibi düşünerek yapabiliriz. O ne diyor? “Ümitsiz durumlar yoktur, ümitsiz insanlar vardır.” 

 

Biz o ümitsiz insanlardan olmayacağız. Biz hayallerimizin elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz. Biz kaderimizin öz sahipleri olacağız. 

 

Size ellerimi uzatıyorum. Lütfen tutun! Sarı Otobüs’ün gittiği o güneş ülkesine birlikte varalım. 

 

Tek bir şeye ihtiyacımız var: Birleşmek. El ele tutuşalım. El ele tutuşmuş,birleşmiş bir halktan daha güçlü bir iktidar olamaz.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı